Not:En Son Çıkan Sinema Filmleri 2008 filmleri izle son dizi bölümleri burada yeni bölümler.

Fever Pitch (1997)

Fever Pitch (1997)
http://www.imdb.com/Title?0119114

Luke Aikman ….  Young Paul
Bea Guard ….  Paul’s Sister
Neil Pearson (I) ….  Paul’s Dad
Ruth Gemmell ….  Sarah Hughes
Colin Firth ….  Paul Ashworth

Bu film hakki verilmemis, Ingiliz filmi oldugu icin fazla dikkate alinmamis bir sahaser benim icin. Futbol taraftarligi uzerine benim bildigim yapilmis en iyi film. (daha iyisini bilen varsa lutfen soylesin).

Ama isin guzeli, hic futbolla ilginiz olmasa bile zevkle izleyebilirsiniz.  Filmin uyarlandigi kitabin yazari Nick Hornby.  High Fidelity ve About A Boy filmleri de onun kitaplarindan uyarlanmisti. O filmleri biliyorsaniz, zekice diyaloglar ve kaliteli bir senaryo oldugunu zaten tahmin edersiniz.

Film bir Arsenal taraftarinin hayatini gercek olaylara dayanarak anlatiyor. Yaklasik 11-12 yasindan baslayarak her sezon Arsenal maclarina giden ama tam 18 yil sampiyonluk goremeyen bir cocugun hikayesi. Bridget Jones’s Diary’den Colin Firth basrolde. Film aslinda bir romantik komedi, bir adamin tutkyla bagli oldugu takimi ile sevgilisi arasinda kalmasini anlatiyor. Ayni sekilde sevgilisinin onun takimina olan bagliligini bir turlu anlayamamasini…

IMDB notuna fazla aldanmayin, ozellikle futbolseverlerin kacirmamasi gereken bir film bence.

Bu filmi zamaninda Turkiye’de gosterime sokmayan ve burayi okuyan dagitimcilara sesleniyorum. Biraz akillica yapilmis, orta halli bir reklam kampanyasi ile bu film Turkiye’de kulaktan kulaga yayilip patlama yapabilirdi. Ama sansinizi artik kacirdiniz.

Filmin icinden bazi cok anlamli monologlar…

Anthropologists have always had a hard time with football. The trouble is, you can only see what’s on the outside. But there is an inside, believe it or not.
We all have our reasons for loving things the way we do.

Why is it that adults aren’t supposed to go mad about anything? You’ve got to keep a lid on it.
And if you don’t then people are apparently entitled to say what they like: You haven’t grown up. You’re a moron. Your conversation is trivial and boorish. You can’t express your emotional needs, you can’t relate to your children and you die lonely and miserable.

But, you know, what the hell.

Every cloud has a silver lining.

It’s not easy to become a football fan. It takes years. But if you put in the hours you’re welcomed, without question, into a new family.

Except in this family, you care about the same people and hope for the same things.

And what’s childish about that?

Steve: It’s the smoking.
Paul: It’s not the smoking, Steve, it’s the crapness.

Football has meant too much to me, and come to represent too many things.

See, after a while, it all gets mixed up in your head, and you can’t remember whether life’s shit because Arsenal are shit or the other way around.

I’ve been to watch too many games, and spent too much money, and fretted about Arsenal when I should have been fretting about something else. I’ve asked too much of the people I love.

OK. I can accept all that.

… But I don’t know, perhaps, it’s something you can’t understand unless you belong?

What about this? Three minutes to go and you’re two–one up in a semi-final and you look around and you see all those thousands of faces contorted with fear and hope and worry, everyone lost, everything else gone out of their heads… Then the whistle blows and everyone goes to spare, and just for those few minutes, you’re at the centre of the whole world. And the fact that you care so much, that the noise you have made has been such a crucial part of it all, is what makes it special. Because you’ve seen every bit as important as the players, and if you hadn’t been there, then who’d be bothered about football, really?
And the great thing is it comes round again and again. There’s always another season. You lose the Cup final in May, well there’s the third round to look forward to in January. And what’s wrong with that? It’s actually pretty comforting if you think about it.

Most of the time.

But every now and then–not very often, but it happens–you catch a glimpse of a world that doesn’t work like that–a world that doesn’t stop in May and begin again in August. There’s some stuff that just never comes back, and some stuff that just won’t go away, and some stuff that you can’t ignore even if you wanted to.

When I think back to the 26th of May 1989 now, it’s impossible to explain what happened to either of us–all three of us, if you count the team.
But I do know this. Something happened between me and Arsenal that night. It was as if I jumped on to the shoulders of the team and they carried me into the light that had suddenly shown down on all of us. And the lift they gave me enabled me to part company from them, in some ways.

We still see each other all of the time, I still love them and hate them all at the same time, but I have my own life now, and my own successes and failures aren’t necessarily linked up with theirs. And that’s got to be a good thing.

I suppose.

daha önce açıldımı bir topik bilmiyorum ama Divxini izledim..çok klasik bir konu..kaç kovala bombala..sıradışı bişi yok..bira + cips + sigara otur evinde izle takıl..

Vizyona girdimi Türkiyede yada girecekmi bilmiorum ama, Terminator serisinden sonra Schwarzenegger’e hiç bi rolü yakıştıramıorum artık..

Neyse 4/10 benim notum..
saygıLar..

Yönetmen
William Malone
Senaryo
Josephine Coyle

Görüntü Yönetmeni
Christian Sebaldt
Müzik
Nicholas Pike
Yapım
2002 Amerikan Yapımı
101 dakika
Türü
Korku

Oyuncular-Karakterler
Stephen Dorff
Dedektif Mike Reilly
Natascha McElhone
Terry Huston
Stephen Rea
Alistair Pratt
Udo Krier
Konstantin Poliansky
Amelia Curtis
Pavel Loktev

Konu : Dedektif Mike Reilly, New York metrosunda bulunan bir cesedi incelemeye gider ve kurbanın büyük bir korku şoko sonrasında öldüğünü anlar. Sağlık ekibi adına çalışan Terry Huston, bu olaya tıbbi yönden anlam vermekte zorlanmaktadır.

Aynı kalıplara uyan birkaç ceset daha bulununca, Reilly ve Huston ikilisi birlikte çalışmaya başlarlar. Kurbanların bilgisayarlarında yaptıkları araştırmada, hepsinin ölmeden 48 saat önce Feardotcom adındaki bir internet sitesini ziyaret ettiklerini görürler.

Olayın sırrını çözmek için tüm riskleri göze alıp bu siteye kendileri girerler ve ölüme karşı 48 saatlik bir yarış başlar.

Boito’nun yapıtı, 1954 yılında Luchino Visconti tarafından “Senso - Günahkar Gönüller” adıyla filme çekilmişti ancak Brass öyküye çıplaklık ve seksin yoğunlukta olduğu bir yorum getirmiş. Başrolünde Anna Galiena’nın rol aldığı, müziklerini ise Western filmlerinden tanıdığımız Ennio Morricone’nin yaptığı film, Venedik’in savaş sonrası karanlık atmosferinde yaşanan bir tutku hikayesi.

1945 yılı baharının ilk günlerinde Venedik… Bir kadın kendisini bekleyen arabaya hızlı adımlarla biner… Eşinin sahip olduğu rütbeyi, parayı ve kendi hayatını koruyabilmek için daha güvenli bir yere gitmesi gerekmektedir. Nazi faşizminin getirdiği ve ellerinde bulunan tüm şiirselliği silen şehri aylaklar, züppeler, tüccarlarla dolduran bu havayı koklamaktan kaçmak gerekmektedir. Ama geri döner, bu şehirde onu çeken yalnızca evi olması değil aynı zamanda kendisini tekrar vermek için sabırsızlandığı genç Nazi subayı sevgilisidir…
2001 yapımı “Senso45-Black Angle” yönetmen, senarist, oyuncu ve kurgucu Tinto Brass’ın son çalışması. Filminin Visconti’nin “Senso”sunun yeni bir uyarlaması olmadığının özellikle altını çizen yönetmen “Bu Sensonun daha açık bir versiyonu. Çıplaklık ve seks sahneleri var. Hikaye geçtiği döneme göre o kadar sınırları zorlayıcı ki… Kendinden yaşça küçük sevgilisi ile tutkulu bir aşk macerası yaşayan kadının faşist İtalya’da 1945′te böylesi bir hayatı yaşaması pek de doğal değil.” diyor ve devam ediyor “Faşist rejim her şeyi olduğu gibi İtalya’nın anlayış tarzını ve yerleşik inançlarını da tehdit ediyor bu ülkeye yeni bir görüntü getiriyordu. İşte ben hikayemde insanların kendi kendilerini yok etmeye kadar götüren tutkularından bahsettim. Bu tutkular yüksek mertebede bir devlet adamının karısı ve dinsiz bir tanrı kadar yakışıklı bir Alman subayı arasında geçiyor.”
Genellikle seks filmlerinde rol alan oyuncuları tercih eden Brass, Livia rolü için kendi deyimiyle “duyarlı ve yetenekli” bulduğu Anna Galiena’yı tercih etmiş.

KÜNYE:
Yönetmen: Tinto Brass
Senaryo: Tinto Brass
Müzik: Ennio Morricone
Görüntü Yönetmeni: Daniele Nannuzzi
Oyuncular:
Anna Galiena (Livia), Anna Galiena (Livia), Franco Branciaroli (Ugo), Antonio Salines (Carlo), Simona Borioni

(kaynak: ntvmsnbc)

Orjinal Adı : The Emperor‘s Club
Yönetmen : Michael Hoffman
Oyuncular : Kevin Kline, Emile Hirsch, Steven Culp, Embeth Davidtz, Patrick Dempsey, Joel Gretsch, Edward Herrmann

Senaryo : Neil Tolkin
Görüntü Yönetmeni : Lajos Koltai
Müzik : James Newton Howard
Yapım : 2002 - ABD
Süre : 107 Dk.
Dağıtımcı : A & P Filmcilik

Gösterim tarihi : 9 Mayıs 2003

Resmi Web Sitesi :  www.theemperorsclub.com

Konu : William Hundert (Kevin Kline), özel bir okulun müdürü olan St. Benedict’in asistanıdır ve öğrendiği kavramsal teorilerin pratiğini yapmaktadır. O, öğrencilerine ilham vermeye çabalar, doğruları uygulayarak yaşar. Yunan ve Eski Roma tarihine içten bağlılığı nedeniyle; bu branşın salt bir dersten ibaret olmadığına inanır. Kısacası, klasik bir profesör gibi, o da heyecanlı, tutkulu ve prensip sahibi bir öğretmendir. O, öğretmenliğin, sadece gözbebeği öğrencilerini eğitmek olmadığını düşünür. Onların karakterlerinin de şekillenmesi için çaba sarfeder. Sonuçta ise, öğrencilerinin herbirinin karakterini basma kalıp insanlar haline dönüştürdüğünün farkında değildir. 1972 yılının son günlerinde, Hundert’in gündelik ve geleneksel hayatının içinde, dünyadan uzak, bir bakıma manastır hayatına benzer bir yaşamı vardır. Bu sırada herşeyi yerine oturtacak ve onu etkileyecek birisi olan Sedgewick Bell (Emile Hirsch) ile tanışır. Bell, Batı Virginia Senatör’ünün okula henüz başlayan oğludur. Çok kısa bir süre içinde, öğrenci ve öğretmen arasında, anlaşmazlıklar yaşanmaya başlanır.

Son yıllardad izleyeceğiniz en harika komedi filmine hazırlanın ama kesinlikle filmdeki esprileri anlamk için MTV kültürünün ve AMERİKAN yaşantısını biraz olsun biliyor olmanız lazım.

Filme kesinlikle ön yargılı yaklaşmayın ama MİNİ-ME DR.EVİL gibi karakterlere alışmanız biraz zor. Bir şey kesinki son yılların en büyük ve dehşet açılışına sahip filmi gülmeden izleyen görmedim.

Tabiiki konuştuğum insanların %80 nin nefret ettiği bir film bakalım Türkiyede nasıl bir ilgi görücek????

HERKESE İYİ SEYİRLER…

Kanal D de yayınlanan bu filmi ben çok beğendim, film sizi ilk başta sevip mutlu eden sonra da eşşek sudan gelinceye kadar döven türden bir film. Bu filmi bugün veya daha önceden izleyen arkadaşlarla tartışmak hoşuma gidecektir. konuyu, performansları, olayı güzel veya taraflı aktarılıp aktarılmadığını… kısaca film hakkında düşündüğünüz herşeyi yazabilirsiniz, saygılar.

Not:Siteye konulan videolar başka sitelerden çekilmektedir...Bu yüzden sitemiz hiçbir sorumluluk kabul etmemektedir...
Şikayet geldiği takdirde eklenen videolar kaldırılacaktır.
Toplist, Site EkleHosting akjerry.com, Sohbet, Chatsohbet
Profilim Toplist ||Site ekle ||Karşılıksız dizin akjerry.com, Sohbet, Chatsohbetizlesene Kral Oyun